Siyonist Yahudiler: Türkiye’deki 72 tarikatı biz kurduk!

33467

Barzani aşireti, Osmanlı Türkiye’sinin parçalanmasından sonra Cumhuriyet Türkiye’sine karşı kullanılmak üzere değişen dünya konjonktürüne uygun olarak ABD-İsrail-İngiltere üçlüsünün semirttiği bir “mayın eşeği”dir.

Barzani aşireti her fırsatta Osmanlı Türkiye’sine isyan etmişti.
Yahudi Barzani ailesi Yahudilikten Müslüman Nakşibendî-Halidi tarikatına doğru müthiş bir dönüşüm yaşamıştır.

Yahudi Barzani ailesinin, 16. Ve 17. Yüzyılda Yahudi mistisizmi Kabala öğretisinin Barzan merkezli Irak’ın kuzeyinde yayılmasında önemli bir rol üstlendiğini biliyoruz. Kürt Yahudileri.
Bunlar da son bir asır içinde ya Sünnî, ya Alevî görünerek araziye uymuştur.
Hatta Filistin’den Yahudilerin dinlerini ve Kabala’yı öğrenmek için Barzan’a gittikleri pek çok kaynakta yer alıyor. Barzan adeta ikinci Kudüs haline getirilmiştir.

Yahudi Kürt Barzani ailesi 19. Yüzyılda birden hidayete ererek Müslüman oluyor.
Barzaniler 1900’lere kadar Barzan köyünde kurdukları tekkelerde pek çok Nakşibendî-Halidi mürit yetiştirdiler.

1900’lerden günümüze kadar Barzan köyü İngiliz, Yahudi, Rus, İran, İsrail ve ABD ajanlarının uğrak yeri oldu.
Atatürk’ün 10 Kasım 1938’de ölümünden sonra Kürtçü iç ve dış manipülasyonları görmezlikten gelen Türkiye, İran, Irak ve Suriye’deki Kürtlerle de uzun süre ciddi bir temas kurmadı.

Konu tamamen öncelikle İngiltere-İsrail-Rusya ve nihayetinde ABD’nin inisiyatifine bırakıldı. Elbette bunlara Türkiye’deki Kürtçü hareketler açısından AB’yi de eklemek gerekir.
Barzaniler önce Osmanlı Türkiye’sine, sonra İngiltere, sonra da Irak’taki merkezi hükümete karşı farklı zamanlarda isyan ettiler.
Barzan köyü-kasabası Türkiye, Irak ve İran sınırının kesişme noktasında yer alıyor.

Barzan önce Yahudi hahamlar sonra da Nakşibendî tarikatı şeyhleri ile ve Kürt milliyetçiliğinin cazibe merkezi olarak varlığını sürdürdü.
Barzan Türkiye sınırına 15, İran-Irak sınırına 70 kilometre mesafede.

Zibati, Berzenci gibi köklü Kürt aşiretleri Irak’ın kuzeyinde yüzyıllardır hüküm sürerken Barzani aşireti 19. Yüzyılın başlarında ortaya çıkarak diğer Kürt aşiretlerinden çok farklı saiklerle bugünlere kadar geldi.

Zibari aşireti ile Barzanilerin yıldızı dünden bugüne hiç barışmadı. Hatta Mesut Barzani’nin annesinin bu aşiretten olmasına rağmen.
Kürt aşiret reislerinin büyük çoğunluğu Kadiri tarikatına mensupken Barzaniler ile birlikte bölgeye Nakşibendî-Halidi tarikatı da yerleşmiştir.
Barzan, Kabala ve Tevrat merkezi olması dolayısıyla Mesihçi inançların merkeziydi.

Yani Yahudi Mesihçiliği bölgede Barzan merkezli olarak yayılmıştı.
Yahudi Mesihçiliği, Kabala’daki adom kadmon (insan-ı kâmil) felsefesine bağlı olarak “Ben Tanrı’yım” çizgisine kolayca geçiveriyordu.
İlginçtir, Barzani ailesinden çıkan Nakşibendî-Halidi şeyhlerin hepsi kendilerine Mesih-Mehdi payesi vermişlerdir.

Barzani ailesine ait Nakşibendî-Halidi şeyhler müritlerine bağımsız Kürdistan fikrini empoze etmekteydiler.
Osmanlı Türkiye’si içindeki ilk fikri anlamda eylem anlamında Kürt isyanını başlatan ilk Barzani, Nakşibendî-Halidi Şeyhi I.Abdüsselam, müritleri tarafından Mehdi olarak kabul ediliyordu.

I.Abdüsselam İstanbul’u ele geçirerek halife koltuğuna oturmak rüyaları içindeydi..
Ancak müritleri tarafından uçtuğuna inanılan 1.Abdüsselam Barzani pencereden fırlatılınca yere çakılarak ölmüştü.
Bir başka Nakşibendî-Halidi şeyhi Muhammed Abdürrahim Barzani de müritleri tarafından mehdi olarak kabul edilmekteydi.

Şeyh II. Abdüsselam Barzani ise Osmanlı Türkiye’sine karşı silahlı isyana teşebbüs eden ilk Nakşibendi-Halidi Kürt şeyhidir.
Nihayet bir başka Barzani ailesi mensubu Nakşibendî-Halidi şeyhi, Şeyh Ahmet Barzani (1896-1969) kendini, 1927’de önce Mehdi, daha sonra da Kabala’daki adom kadmon (kâmil insan) geleneğine uygun olarak “Tanrı” ilan etti.

İlginç bir tesadüf herhalde; bütün Mesih-Mehdiler Barzan ve Barzani ailesi mensubuydu. Şeyh Ahmet Barzani İslamiyet’i, Hıristiyanlık ve Yahudiliği birleştirerek yeni bir din icat etmek istemişti.
Yukarıda söylemiştik, Barzan Yahudiler için ikinci Kudüs’tü ve Yahudiler Kral Davud soyundan kurtarıcı Mesih’i-Mehdi’yi beklemekteydiler.

Irak’ın kuzeyindeki Kürt aşiret beylerinin hepsinin köklü bir geçmişi vardır, köklü ailelerden gelirler.Ancak Barzani ailesi için bunu söylemek mümkün değildir. Barzaniler Yahudi kökenlerini gizlemek için Şafi mezhebine inanan Kürtler üzerinde İslam, yani Nakşibendî-Halidi tarikatı üzerinden siyaset yapmaya yönlendirildiler. Zaman içinde bölgede dini nüfuzlarını artırdılar.

Tarikat literatüründe “SİLSİLE” ve “İCAZET” kavramlarının özel bir manası vardır.
Kısaca silsile, Hz. Muhammed’den bugüne uzanan kan bağı olarak kabul edilir.
İcazet ise, silsileye mensup bir tarikat şeyhinden el alma (izin alma) anlamına gelir.
Nakşibendî tarikatının kurucusu, asıl adı Muhammed Bahaüddin bin Muhammed olan Şah-ı Nakşibend Muhammed Bahaüddin Buhari’dir. (Buhara 1318-1389)

Nakşibendî tarikatının Halidiye kolunu kuran ise, Kürt Mevlana Halid-i Bağdadi’dir. (Doğum 1779 Süleymaniye- ölümü, Şam 10 Haziran 1826)
Barzanilerin büyük dedelerinden Taceddin Barzani’nin, Mevlana Halid-i Bağdadi’nin talebelerinden Hakkârili Nakşibendî Şeyhi Taha Nehri’den icazet aldığı rivayet olunur.

Bitlisli Kürt Bey’i Şeref Han tarafından 1597 yılında yazılan “Şerefname” adlı kitapta bölgedeki bütün Kürt aşiretlerinin ayrıntılı tarihçesi yer almaktadır, ancak kitapta Kürt sülale ve aşiretleri içinde Barzaniler yer almamaktadır.

Kürt isyanları ile Barzani aşiretinin ortaya çıkışı hemen hemen aynı zamanlara denk geliyor. Barzani aşiretinin yaklaşık 200 yıllık macerası Osmanlı Türkiye’sinin zayıflaması ile başlıyor. Aynı tarihler, Siyonistlerin İsrail devletini kurmak için Yemen’den Filistin’e bölgeyi karış karış dolaştığı zamandır da. Her nedense Yahudi ve İngiliz “gezginler”in yolu bir vesileyle Barzan köyüne hep düşmüş.

Barzani aşiretinin macerasını üç dönemde ele almak mümkündür.

1- Barzanlı Yahudi Kürt Taceddin Barzani’nin Nakşibendî tarikatı Şeyhi Taha Nehri’den “icazet” alarak Barzan köyünde tekke açması.

Burada üzerinde durulması gereken bir husus var. Şeyh Taha Nehri’nin tam adı: “Seyyid” Taha Nehri el Hakkâri’dir. Esas adı ise Taha bin Molla Ahmet’tir.

Önce dipnot niyetine bir bilgi: Şeyh Taha Nehri’nin torunu “Seyid” Abdülkadir Kürt Teali Cemiyeti’nin başkanıydı. Atatürk’ün Nutuk’ta yazdığına göre de Koçgiri isyanının elebaşısıydı. İdam edildi.

“Nehri” Şemdinli’nin Bağlar kasabasının adıdır. Türk ve Araplarda “Nehri” veya “Hakkari” şeklinde kişi adı ve soyadı yoktur. Yani şehir, kasaba ve köy adı insan ismi olarak alınmaz. Bunun yerine Buhari, Bağdadi, Erbili, Ahlatlı, Acıpayamlı, Bitlisi gibi isimler alınabilir.

Yerleşim yerlerinin insan ismi olarak kullanılması Yahudilerde yaygındır. Hakkari’de de Yahudi Kürtlerin olduğunu biliyoruz.Nitekim Taha Nehri’nin (ölümü 1853) amcasının adı da “Abdullah Şemdinli”dir. Şeyh Abdullah Şemdinli Halidi Bağdadi’nin halifelerindendir.

2- Şeyh Taceddin Barzani’nin torunu Nakşibendî-Halidi Şeyhi II. Abdüsselam Barzani’nin Osmanlı Türkiye’sine karşı çıkarak Kürt devleti kurmak için dini otoritesini kullanarak Kürtleri organize etmesi. Osmanlı arşivlerinde II. Abdüsselam Barzani ile ilgili çok sayıda belge yer alır.

3- Mesud Barzani’nin babası Molla Mustafa Barzani’nin sürgüne gönderildiği Sovyetler Birliği’nden “1958’de Irak’ın kuzeyine dönmesi ve o tarihten bugüne kadarki gelişmeler.
Yunan arşivlerinden alınan bu resme dikkat ediniz. Resimde Manisa’nın işgalinden sonra Tiyatro izleyen Yunanlı askerleri ve altı tane sarıklı sözümona Hoca kılıklı vatan Hainleri var.
Hemen merakınızı gidermek için söyleyeyim.

Bu hoca kılıklı soytarılar Menemen de Cumhuriyet’e ve Atatürk’e başkadırarak yunanlılarla işbirliği yapan vatan hainleridir.
Arşivler de kimlikleri malum olan bu zatları deşifre edeyim ki Türk Milleti kimleri Meclis’e Vekil gönderdiğini de öğrenmiş olsun.

Giritli Mehdi Derviş, Sütçü Mehmed , Şamlı Mehmet Menemen’de Asteğmen Fetmi KUBİLAY’ın başını bağ testeresi ile kesip yeşil bayrağın tepesine takarak sokaklar da dolaştıran kişilerdir.

Bu kişiler çatışmada öldürülür, Tabii bu isyana yardım ve yataklık eden aralarında önceden Şeyh Sükuti’nin Menemen belediye başkanlığı yaptığı sırada yönetimde birlikte olduğu bilinen Hayımoğlu Yahudi Jozef, Erbilli Şeyh Esad’ın oğlu Mehmet Ali ve 37 kişi de daha sonra idam edilir.

Şeyh Ubeydullah 1880 yılında ve aynı tarihlerde Cüneyt Zapsu’nun da mensubu olduğu Bedirhan aşireti lideri Bedirhan, Osmanlı Türkiye’sine isyan ettiler.
Nakşibendî-Halidi Şeyhi II. Abdüsselam Barzani liderliğindeki Kürt isyanı ise 1907 ve 1909’da İngilizlerin desteği ile gerçekleşti.

Bir Osmanlı arşiv belgesinde aynen şöyle yazmaktadır: “İngiltere devletinin Musul konsolosunun dahili vilayette birçok mahallerde dolaştıktan sonra Barzan Şeyhi Abdüsselam ile muhaberatta bulunduğundan başka bir mahalle nakli” istenmektedir.
Abdüsselam Barzani’nin Osmanlı padişahına yazdığı mektupta dile getirdiği istekler ile bugünün PKK’sı veya tarikatçı Kürtçülerin istekleri aynı:

“Kürtçenin bölgede resmi dil olması, bölgeye tayin edilecek resmi görevlilerin Kürt olmaları, okullarda Kürtçe öğrenim yapılması…”
Nakşibendî-Halidi Kürt Şeyhi Abdüsselam Barzani, Osmanlı Türkiye’si tarafından 14 Aralık 1914’te Musul’da idam edildi.

Şeyh Abdüsselam, bugünün Mesud Barzani’sinin babası Molla Mustafa Barzani’nin ağabeyidir. Yani Mesud Barzani’nin amcası.
Gazeteci Abdullah Muradoğu’na göre Şeyh Muhammed Halid Barzani’nin 2006 yılında ölümüyle birlikte Barzani-Nakşibendî, Halidi ilişkisi de sona erdi. (Yeni Şafak gazetesi, 13 Kasım 2007)

Barzani ailesinin adı yaklaşık 200 yıldır hep isyanlarla, sürgünlerle, İngiliz, Yahudiler, Ruslar, İsrail, İran ve ABD ile birlikte anılmaktadır.
Bugün Cumhuriyet Türkiye’sinin en önemli milli güvenlik meselesi olan Kürtçü isyanların başlangıç tarihi 19.yüzyıldır.

Osmanlı Türkiye’sinin güvenilmez bulduğu Kürt aşiretlerine yönelik yargı, benzer şekilde Selçuklu devletinin “Selçukname“lerinde de yer almaktadır.
Osmanlı Türkiye’si, çıkardığı isyanlarla Osmanlı merkezi devlet yönetimi için tehlike teşkil eden yarı-otonom Kürt derebeylerinin (ayan) ortadan kaldırılmasına karar verdi.

Irak’ın kuzeyindeki Soran Emirliği’ni 1834’de, Bahdinan Emirliği’ni 1839’da, Botan Emirliği’ni 1847’de ve Baban Emirliği’ni 1850’de siyasi otorite olmaktan çıkardı.

HALİD-İ BAĞDADİ KİMDİR?

Bölgenin en büyük Kürt aşireti Caf’a mensup Pir Mikail’in oğlu Nakşibendî Şeyhi Halidi Bağdadi etkisini giderek artırıyordu.
Tarikat literatüründeki “altın silsile”nin 30. ayağından Hz. Muhammed’le kan bağı “oluşturulan” Bağdadi’nin her nedense Kürt olduğu burada görmezlikten gelinir.Kürtçü Halidiler Bağdadi’nin baba tarafından Hz. Osman’a ulaştığını bile söylerler.

Hemen hemen bütün Kürt şeyhler soylarını, “kutsal altın silsile” aristokrasine girebilmek için Hz. Muhammed’in ailesi Ehli Beyt’e dayandırmaya çalışırlar. Ama diğer yandan Kürtçülük yaparlar.
Kürtlük ve Hz. Peygamber’e akrabalık! Neyse. Zaten bazı Kürtçü kaynaklarda Hz. Muhammed Kürt’tür zırvası yer alıyor.

Nitekim 1956 Cizre doğumlu ve 1995-2002 arasında iki dönem RP ve ANAP’tan Diyarbakır milletvekilliği yapan Kürt İslamcı Seyyid Haşim Haşimi, ön adından da anlaşılacağı üzere kendisinin Peygamber soyundan gelen bir aileye mensup olduğunu iddia ediyor.

(Nevzat Çiçek, Puşi ve Sarık-İslam Kürt sorununu çözer mi, s.81, Hayykitap, İstanbul Mart 2008)

Şimdi Ebu Leheb’in de Peygamberimizin amcası olduğunu belirtelim ve Haşim Haşimi ya Kürt değil, ya seyyid değil. İkisinden biri doğru değil.

Haşimi’ye göre, “… Türkiye’de bilhassa Molla Mustafa’dan kaynaklanan ve şimdilerde Mesut Barzani etrafında oluşan, Barzani ismine bir saygı gösterme geleneği vardır Kürtler arasında.

Barzani ve Irak’taki Kürtlere dönük tehditler, dışlamalar bütün bunların sonucu olarak pek hoş karşılanmıyor Doğu ve Güneydoğuda.” (N.Çiçek, a.g.e, s.93)
Açıkçası Bay Haşimi Türkiye’yi tehdit ediyor. İncilerinin devamını adı geçen kitaptan okuyabilirsiniz.

Şeyh Halidi Bağdadi Kadiri tarikatının temsilcisi Berzenci ailesinden dersler aldı. Bağdat’a gitti. Hocası Abdülkerim Berzenci ölünce, onun Süleymaniye’deki medresesinin yönetimini devraldı.

Hindistanlı Nakşibendî Dervişi Mirza Rahimullah Azimabadi 1809 yılında Süleymaniye’yi ziyaret etti. Onun önerisiyle Şeyh Halid Hindistan’a gidip Nakşibendî Şeyhi Abdullahi Dehlevi’den el aldı.

Şeyh Halid artık Kadiri değil Nakşibendî’ydi. Bunun üzerine başta Talabani aşireti olmak üzere Kadiriler tarafından istenmeyen adam ilan edildi.
Kadiri Şeyhi Maruf Berzenci Şeyh Halid’i “sahtekâr, sapık, yogi” olarak suçladı. Bağdat valisinin koruması altında Şeyh Halid Süleymaniye’de “Halidiye tekkesi”ni kurdu.

Osmanlı yönetimi Kadirilere karşı Şeyh Halidi Bağdadi’yi destekledi. Bağdadi kurduğu bütün dergâhlarda, medreselerde Kürtçeyi eğitim dili haline getirdi. Bugün Türkiye’de kaç Halidi tarikat tekkesi var?
Dört büyük Halidi tekkesi var.

Bunlar; a) Gümüşhanevi tekkesi b) İsmet Efendi tekkesi c) Kelami dergâhı d) Kaşgari tekkesi. Ramazan Kağan Kurtoğlu, Yahudi Kürtlükten Nakşibendi – Halidi Şeyhliğine Barzaniler

kaynak: http://www.parlamentohaber.com/2017/08/15/siyonist-yahudiler-turkiyedeki-72-tarikati-biz-kurduk/