Lozan: kimin için zafer, kimin için hezimet?

501

Atatürk Lozan hakkında ne düşünüyordu? Musul ve On İki Adalar’ı neden kaybettik? Lozan Konferansı sonrasında neler yaşandı? Lozan Antlaşması kimin için zafer, kimin için hezimet?

Uluslararası anlaşmalarda devletler birtakım kazanımlar elde etmek için bazı tavizler verebilirler. Lozan’da da Türkiye her isteğini kabul ettiremedi fakat yüzyıllardır kangrenleşmiş sorunlar çözüme kavuşturuldu. Her şeyden önce Türk ulusunun öz yurdu olan Anadolu’da, milli ve bağımsız bir devlet kuruldu.

Emperyalizmi mağlup ederek mazlum milletlere umut, uzak kıtalardaki sömürge ülkelerinde yaşayan halklara ilham kaynağı olundu. Türk halkının yüzyıllarca hukuki ve iktisadi bağımsızlığına ket vuran kapitülasyonlar kaldırıldı, misak-ı milli büyük oranda gerçekleştirildi ve azınlıkların hakları milli çıkarlardan ödün verilmeden kabul edildi.

Boğazlar, Hatay ve Patrikhane konusu ise konferans sonunda maalesef Türkiye aleyhine çözümlenmiş konulardır. On iki adalar meselesi de Lozan Konferansı’nda elbette gündeme gelmişti. Fakat On iki adaların kaybedilmesi, 1912 Uşi Antlaşması’na ve İkinci Balkan Savaşı’nın ardından yapılan antlaşmalara dayandığından adaların Lozan’da kaybedildiğini söylemek doğru bir yaklaşım olmayacaktır. (1)

Musul meselesi ise konferans sonrasında Türkiye ve İngiltere arasında yapılacak ikili görüşmelere bırakılmıştır.

Buraya kadar sadece Lozan Konferansının kısa bir özetini yaptık. Şimdi gelelim antlaşma imzalandıktan sonraki süreçte yaşananlara.

Türkiye, II. Dünya Savaşı öncesi Avrupa devletleri arasında giderek tırmanan gerilimi fırsat bilerek başta İngiltere olmak üzere bu konuda taraf olan ülkeleri, sadece boğazlar konusunu görüşmek üzere yeniden antlaşma masasına oturmaya ikna etti ve Montrö Boğazlar Sözleşmesi imzalandı. Zira Avrupa’nın göbeğinde yükselen faşizm, tüm Avrupa milletleriyle birlikte Türkiye’yi de tehdit ediyordu.

Türkiye; Boğazlar konusunda söz sahibi olan başta İngiltere olmak üzere büyük devletleri, mevcut antlaşma hükümleri geçerli iken çıkabilecek bir savaş halinde, sadece Türkiye’nin değil diğer Avrupa ülkelerinin de zor durumda kalacağına ikna ederek antlaşma masasına oturttu. 1936 yılında imzalanan yeni antlaşma ile Boğazlardaki egemenlik hakları Türkiye lehine düzenlendi.

Gerçekten de eğer Boğazlar üzerinde Türkiye’nin tam egemenliği sağlanmadan bir dünya savaşı çıkmış olsaydı, bu II. Dünya Savaşı’nın “Müttefik Devletleri”ni de en az Türkiye kadar olumsuz etkileyebilirdi. Montrö Boğazlar Sözleşmesi, o dönemki Türk hükümetinin gösterdiği bir diplomatik başarıdır. Dünya’daki büyük güçlerin çıkarlarının çatıştığı alanlar iyi değerlendirilmiş ve aleyhimize olan durum, lehimize çevrilmiştir.

Hatay konusu, Atatürk’ün hayatının son anlarına kadar ilgilendiği bir konudur.
Ulu Önder, Hatay’ın anavatana katılması için gerekli tüm uğraşı gösterdi ve Hatay ili 1939 yılında resmen Türkiye’ye katıldı.

Hatay konusunun çözümlenmesinde de yaklaşan dünya savaşının etkili olduğunu söylersek, büyük bir hata yapmış olmayız. Sonuçta Fransa, olası bir dünya savaşı öncesinde Türkiye gibi bir ülkeyle düşman olmayı gereksiz bulmuş olabilir. Öyle ya da böyle, bu da bir diplomatik başarıdır ve Cumhuriyet’i kuran kadronun hanesine yazılmış bir diğer artı puandır.

Konferansta aleyhimize çözümlenen bir diğer konu ise Patrikhane meselesidir. Türkiye için hayati bir önem arz etmeyen bu konunun üzerine çok düşülmemiş olması da bir diğer olasılık. Lozan Antlaşması ile Patrikhane’nin ülke sınırları dışına çıkarılması mümkün olamamışsa da statüsünde bir takım değişikliklere gidilmiştir.

Antlaşma hükümlerine göre, “Patrikhane, gayrimüslim azınlıklara ait herhangi bir kilise veya sinagogdan daha fazla bir yetki veya hakka sahip değildir.” Patrikhane’nin, Osmanlı döneminde sahip olduğu idari, siyasi ve hukuki ayrıcalıkları; Lozan’la birlikte sona ermiştir. (2)

Musul meselesi ikili görüşmeler sonucunda İngiltere lehine çözümlenmiştir.
Atatürk, Musul’u almak için bir askeri harekat düşündüyse de Şeyh Sait isyanı yüzünden bu gerçekleştirilemedi ve Musul, İngiltere’de kalmış oldu. Şeyh Sait isyanının İngilizler tarafından çıkarılmış olması üzerine çok şey yazıldı, çok şey söylendi. Bir olayın arkasında kimin olduğunu görmek için, o olayın kimin işine yaradığına bakılmalı.

Bu formül her durumda önümüze mutlak gerçeği koyamasa da, özellikle uluslararası ilişkiler ile ilgili olayları anlamak için bize çoğu zaman yardımcı olabilir. Dolayısıyla, Şeyh Sait İsyanı’nın İngiliz altınıyla çıkarılmış olduğunu söylersek yanlış bir şey söylemiş olmayız. Çünkü bundan önünde sonunda karlı çıkan taraf İngiltere olmuştur. Yani İngilizler burada ya sadece çok şanslıdır(!) ya da çok kurnaz davranmıştır

Türkiye açısından kritik öneme sahip olan kapitülasyonlar konusu konferansın sonunda Türkiye lehine çözümlendi ve Türkiye uluslararası arenada saygın bir devlet olarak tanındı. Türkiye’nin aleyhine çözümlenmiş konuların bir kısmı, akıllı dış politikalar sonucu yeniden lehimize düzenlendi. Bir kısmı için yapılan girişimler ise sonuçsuz kaldı.

Fakat hiçbir şey Lozan’ın diplomatik bir başarı olduğu gerçeğini değiştirmez. Lozan’da Büyük Britanya’yı temsil eden tecrübeli diplomat Lord Curzon da, Lozan’daki barış masasında Türklerin bir başarı kazandığını kabul etmiştir. Antlaşmanın Birleşik Krallık meclisince onay sürecinin uzun sürmesi de antlaşmanın onlar açısından olumsuz bir antlaşma olduğunu kanıtlar niteliktedir.

Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğindeki Türk milleti sadece Kurtuluş Savaşı’nı zaferle noktalamakla kalmadı, Sevr Antlaşması’yla birlikte asırlık bir hesaplaşmaya son noktayı koyduğunu zanneden Avrupalı emperyal güçlerin de hayallerini yıktı.

Sevr Antlaşması’nı imzalayan Osmanlı’nın eseri böyle olacaktı
Sevr antlaşmasının Türkiye açısından içerdiği olumsuzluklar bu yazıya sığmaz. Fakat bir iki cümle ile bahsetmekte yarar var diye düşünüyorum. Sevr Antlaşması’nın mimarlarından biri olan Lord Curzon, Yunan Ordusu, Uşak iline girdiğinde aynen şöyle demişti: Türkiye öldü! (2) Bu bir çift laf bile Sevr’in bize ne ifade ettiğini anlamamıza yardımcı olacaktır.

Yani uzun lafın kısası: Sevr’den zaferle ayrılanlar için, Lozan bir hezimet; Sevr’den hezimetle ayrılanlar için, Lozan bir zaferdir.

Yazar: Batuhan Erim  indigo dergisi

Dipnotlar
1-) Mütercimler, Erol, Aynadaki Tarih, Alfa Yayınları, İstanbul, 2010, s. 436
2-) Mütercimler, Erol, Aynadaki Tarih, Alfa Yayınları, İstanbul, 2010, s. 630.
3-) Akyol, Taha, Bilinmeyen Lozan, Doğan Kitap, İstanbul, 2014, s. 38